TBMM Eski Başkanı Bülent Arınç, Duvar’dan Can Bursalı’nın sorularını yanıtladı.

Söyleşide öne çıkan başlıklar şöyle:

“Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin verdiği karar çok yanlış bir karar”

Can Atalay meselesi yeni cereyan etti. Aday olduğu, adaylığı kabul edildi, seçildiği, seçildiği kabul edildi, TBMM’de ismi okundu, bir komisyonda da görev aldı. Fakat belli suçlamalar sebebiyle de işte malum şekilde tutuklandı. Burada Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin verdiği karar bence çok yanlış bir karar. Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcılığı ortada dururken buna muhalif olarak, bu kararı veren Anayasa Mahkemesi üyelerini yargılamak gerekir şeklinde bir meydan okuma Yargıtay’a yakışmamıştır.

Bunun sebepleri üzerinde çok fazla durmayacağım ama çekişmeyi dışarıdan da biliyorum. Maalesef hukuk politikalarına yön veren Uçum soyadlı bir zat, milli yargı, milli olmayan yargı ayrımını yaparak literatüre çok saçma sapan bir şey soktu. Yargıtay burada milli yargı, güya Anayasa Mahkemesi başka bir yargı. Anayasa varsa uygulanır. Uygulanırken sıkıntı doğuyorsa, gücünüz varsa değiştirilebilir.

“Milli yargı diye bir şey ortaya çıkartmak, Bekri Mustafa’nın Ayasofya’ya imam olmasıyla aynı şey”

Gediz Ovası için kritik uyarı ! ‘Gediz Ovası çok büyük bir risk altına girecek’ Gediz Ovası için kritik uyarı ! ‘Gediz Ovası çok büyük bir risk altına girecek’

O milli yargı lafını getiren, kendini bilmez kişiye şunu söylemek istiyorum ki, 30 sene avukatlık yapmış, barodan da 50 yıl plaketini almış bir arkadaşları olarak, Türkiye’de her mahkeme, AİHM hariç milli yargıyı temsil eder. Çünkü gerekçeli kararının başında, ‘Türk milleti adına’ der. Yanlışlıklar çok. Türkiye’de insanları şahsi hürriyetlerinden mahrum etmek, özellikle de Can Atalay özelinde çok yanlıştır. Bunun süratle düzeltilmesi lazım.

Bizde milli yargı diye bir şey ortaya çıkartmak, Bekri Mustafa’nın Ayasofya’ya imam olmasıyla aynı şey. Ben Başbakan Yardımcısı’yken cemaat vakıflarından da sorumluydum. Azınlıkların bazı gayrimenkullerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda iade ettik. Kararlar geldiğinde Başbakan’a sordum. ‘Hakları mı?’ diye sordu. Ben hakları olduğunu söylediğimde ‘Verelim gitsin’ dedi. Şimdi böyle bir insanın Cumhurbaşkanı olduğu bir dönemde onun adına konuşma yetkisi olanlar başka şeyler

“En büyük şehirleri kaybediyoruz, hem de kazandığımız yerleri oylarımız düşerek kazanıyoruz”

Şimdi dönelim siyasete… 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçları malum. Bir mağlubiyet hissi yaşadınız mı?

Sonuç istediğimiz gibi olmadı. AK Parti bir başarı kazanmadı, bunu açıkça ifade edeyim. Ama başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere AK Parti’nin önündeki insanların hiç birisi mağlubiyet kelimesini de, yenilgi kelimesini de kullanmak istemezler. En büyük şehirleri kaybediyoruz, hem de kaç defadır kaybediyoruz. Kazandığımız yerleri de oylarımız düşerek kazanıyoruz. Büyük bir kayıp varsa bunun telafi edilmesi lazım. Bir an evvel bunun analizlerini, analitik çalışmayı yapmak ve bu sonuç nereden ortaya çıktı, bu sonucu gidererek tekrar birinci ve en güçlü parti haline nasıl geliriz sorularına cevap bulmak gerekir. Cumhurbaşkanımız 22 yıldır bu işin önünde ve başında. Hele 2018’den bu yana da hem partinin genel başkanı hem de Cumhurbaşkanı, yürütmenin başında. Sanıyorum en iyi değerlendirmeleri yapacaktır. Ve bunun tedbirlerini zaman içerisinde alacaktır. Genel olarak baktığınız zaman başarılı olan partinin bir başkası olduğu görünüyor.

 “70 liraya doldurduğum poşeti şimdi 170 liraya dolduramıyorum”

Sizce seçim sonuçlarının en temel sebebi nedir? Ekonomik kriz mi yoksa başka bir sebep?  Eşimle beraber markete gidiyorum. Diyelim ki bir sene evvel 70 liraya aldığın, doldurduğum poşeti şimdi 170 liraya dolduramıyorum. Et fiyatı almış başını gitmiş.  Markete gittiğinizde, pahalılık nedeniyle vatandaşlardan tepki görüyor musunuz? Bana tepki göstermiyorlar. Beni kendilerinden biliyorlar. Çünkü ben onları savunuyorum. Şu anda Hamamönü’ndeyiz. Ben burada bütün esnaflarla içli dışlıyım. ‘Başkanım ne olacak bu halimiz’ diye şikayet ettiği zaman ben onları hep duydum, bakanlara söyledim. Bakanlık, pahalılık yok kardeşim o psikolojik bir şikayet diyorlardı. Düşünebiliyor musun? En son hanımla markete gittiğimde 609 lira tuttu aldıklarım. İçinde et, peynir yok. Maliyet enflasyonu var Türkiye’de. Maliyetler düşmedikçe enflasyon daha da artacak”

Kaynak: Haber Merkezi